Venezuela'dan sonra sıra nerede? | Ahmet İnsel değerlendiriyor

05.01.2026 medyascope.tv

5 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. 2026 çok sert başladı. Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya müdahalesi, Nicolás Maduro'nun zorla New York'a götürülmesi ve yargılanacak olması, sanki, dünya düzeni diye bir şeyin kalmadığını gösteriyor bize. Ne oluyor, bundan sonra neler olabilir, kim ne yapabilir, bütün bu konuları Prof. Ahmet İnsel'le konuşacağız. Merhaba ağabey.
Ahmet İnsel: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Geçen hafta, ‘‘Trump'tır, delidir’’ deyip geçemeyeceğimiz çok ciddi bir olay yaşandı. ABD güçleri, Latin Amerika'nın en önemli ülkelerinden Venezuela’nın Devlet Başkanı’nı zorla aldı, ülkesine getirdi ve “Ülkenin yönetimi artık bizde, petrolü de bizde” açıklamasını yaptı. Trump'ın demediği şey kalmadı, şimdi devamını da getiriyor. Ama önce Venezuela'da kalalım. Trump daha önce tehdit etmişti, ama sanki, böylesini yapmaz diye düşünülüyordu. Trump niye böyle bir şey yapmış olabilir? Tabii birtakım çıkarları var ama sonuçta bu, her şeyi altüst eden bir hamle.
İnsel: 2020 tarihinde, Nicolás Maduro hakkında Amerika Birleşik Devletleri'nde bir soruşturma açılmıştı. Trump'ın Maduro ile ilgili takıntısı 1. Trump döneminden başlayan bir şey ve ilk soruşturma 2020'de açılmıştı. Fakat o dönemde soruşturmada Honduras daha çok ağırlıktaydı. Biliyorsun Honduras'ta seçimler, seçim sonuçlarının açıklanması bir hafta 10 gün sürdü. Honduras seçimleri Donald Trump'ın doğrudan müdahale ettiği bir seçim oldu ve Trump'ın istediği adam, ucu ucuna da olsa kazandı. Bugün federal yargının önüne çıkacak olan Maduro'nun soruşturma dosyası 2020'de başlıyor. Ama bu sabah öğrendiğimize göre, 25 sayfalık iddianamede ilk soruşturma dosyasından bir dizi iddia temizlenmiş. Honduras’la ilgili hiçbir şey yok dosyanın içinde. Sadece Nicolás Maduro’nun ve dört, beş kişinin ismi var. Maduro'nun eşiyle, şu anda İçişleri Bakanı olan Diosdado Cabello da o listedeki beş kişinin içinde. Ayrıca, bir uyuşturucu kartelinin şefi olduğu iddia edilen bir kişi ve Nicolás Maduro'nun oğlu var. Trump'ın epey zamandan beri Venezuela’daki Maduro yönetimini devirmeye ve oraya, kendisine yakın bir yönetimin gelmesine dair açık müdahalesi var. Bu teşebbüslerinde istediği neticeyi alamadı. Venezuela’ya epeydir çok ciddi bir ambargo uyguluyor. Orayı iktisadi olarak çökerterek, iktidarın devrilmesini olgunlaştıracak koşulları sağlamaya çalışıyor. Ama anlaşıldığı kadarıyla, orada, diğer ülkelerde olduğu gibi bir yerel gücü harekete geçirip, o yerel gücün Maduro'yu devirmesini sağlayamadı. Amerika Birleşik Devletleri bunu daha önce, 1971’de Şili’de veyahut başka ülkelerde, mesela 2002'de Venezuela’da Chavez'i devirmeye çalıştıkları gibi, yerel güçleri harekete geçirerek sağlamaya çalışıyordu. Herhâlde bunu beceremediler ve doğrudan Maduro'yu alıp, onu, sadece uyuşturucu kaçakçılığıyla değil, uluslararası uyuşturucu terörizmi suçlamasıyla, yani uyuşturucu aracılığıyla komplo yapan bir suçlu konumunda ABD’ye getirtti. Amerika Birleşik Devletleri bunu daha önce kime yapmıştı? Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega’ya yapmıştı. Noriega Başkan’ken onu da Panama'dan aynı şekilde alıp zorla getirmişlerdi. Şimdi yine aynı şeyi yaptılar. Baktığımız zaman bunun ön hazırlığında, bu doktrinin kaynağını bir ay önce Amerika'nın açıkladığı Ulusal Strateji Kongresi'nde görüyoruz. Orada, Monroe Doktrini’nin ikinci versiyonunun yeniden canlandırıldığı ve gündeme getirildiği çok açık biçimde ortaya konmuştu. Donald Trump her şeyi söyleyen, aklından ne geçerse onu olduğu gibi söyleyen birisi. Nitekim, cumartesi günkü konuşmasında, bu yapılanın, aslında Monroe Doktrini olduğunu şu şekilde ifade etti: “Bundan sonra bunun adı ‘’Donroe Doktrini’’ olacaktır.” Yani Monroe yerine kendi soyadının ilk harfini koydu.
Trump’ın bütün bunları niye yaptığını sorarsanız, bu, aynı zamanda Donald Trump'ın şahsi güç gösterisi amacını taşıyor. Seçimlere yaklaştığında, elbette iç politikada durum çok parlak değil. Vaat ettiği gibi, enflasyon azalmış değil. Her ne kadar enflasyon hesabı yapan enstitünün başkanını görevden aldıysa da, sonuçta halkın gördüğü bir veri var; enflasyon başarılı değil. Özellikle de Trump'ın politikaları nedeniyle başarılı değil. Bilhassa getirdiği gümrük vergileri nedeniyle fiyatlar yükselmiş durumda. Beklendiği gibi büyük bir ekonomik canlanma yok. Ortada çok açık bir huzursuzluk var ve son kısmi seçimler, 2026’da yapılacak olan milletvekili seçimlerinde, Cumhuriyetçiler’in, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetme ihtimalinin çok yükseldiğini gösterdi. Bu durumda, Amerika'nın yaptığı güç gösterisi üzerinden Amerika yeniden canlandı. “Bakın, biz hem uyuşturucuyla mücadele ediyoruz, hem kötülüklerle mücadele ediyoruz, başkaları hiçbir şey yapmazken bir iş yapıyoruz, sonuç alıyoruz” diyen bir Amerikan emperyal canlanmasını desteklemek, beslemek amacını taşıdığını söyleyebiliriz.
Bunun yanında, soyguncu dedikleri, parçalayıcı, yok edici bir emperyal gücün arkasında olduğu için ve bir iş adamı olarak da aklı fikri sadece ticari faaliyetler üzerinden çevresinin zenginleşmesini sağlamak olduğu için de, Venezuela petrollerine el koyma teşebbüsü de herhâlde bir numarada geliyor. Ama buna sonradan gelelim; çünkü o petrol, sandığımız kadar kolay elde edilebilecek bir kaynak değil Venezuela'da. Çok büyük yatırım gerektiriyor ve o petrol çok ağır, brüt bir petrol. Suudi Arabistan petrolü gibi değil. Çok masraflı bir rafine edilme süreci var ve onun maliyeti çok yüksek. Ama Venezuela'nın petrol kaynakları, dünya petrol kaynaklarının en büyüklerinden biri. Bütün bunlara ilaveten, tabii ki Amerika'nın Venezuela üzerinden, “Bütün Amerika kıtası benden sorulur. Amerika kıtasına biz hâkimiz ve burayı biz yönetiriz” fikrinin, Honduras'taki müdahaleden sonra çok daha açık biçimde vurgulanmasını da görmek lazım.
Dikkat ederseniz, Trump, hemen arkasından Kolombiya'yı tehdit etti. Gerçi seçimler mayıs ayında olacak ve Kolombiya Devlet Başkanı ağustos ayında görevini devredecek. Yeniden seçilmesinin imkânı yok, ama Trump onu da Küba'yı da tehdit etti. Grönland meselesine de geleceğiz herhâlde. Dolayısıyla Venezuela, bütün bu tehditleri inandırıcı kılan ve bedeli çok olmayan bir yer. Bir çatışma olduğu söyleniyor, ama hâlâ ölen var mı, onun sayısını bile hâlâ bilmiyoruz. Amerika tarafında, “Birkaç yaralımız var” dediler. Maduro'nun muhafızlarından da ölenler olduğu iddia ediliyor, ama onun bile var olup olmadığını hâlâ bilmiyoruz.

Ruşen Çakır: Normalde, kim olursa olsun bir ülkenin, diğer ülkenin egemenliğine müdahale etmesi, birçok tepkiyi beraberinde getirmesi gerekir. Burada tepkiler bayağı gecikmeli. İlk başta Rusya, İran, Küba gibi zaten tahmin edilecek ülkeler tepki verdiler. Sonra Çin biraz yüksek sesle seslendi. Ama en önemlisi, Batı dünyasında, Fransa başta olmak üzere, sanki ‘’fena da olmamış’’ gibi bir tavır gördük. Yani açıkça destekleyen de var, kayıtsız kalan var ya da böyle çok anlamsız, sanki ortada taraflar varmış gibi, iki tarafı da itidale davet eden açıklamalar var. Bu da çok büyük bir hayâl kırıklığı aynı zamanda, değil mi?
İnsel: Elbette. Bu bana neyi hatırlattı biliyor musun, Ruşen? 1938'de, İngiliz Başbakanı ile Fransız Başbakanı’nın Münih’ten dönerken, Çekoslovakya'yı Almanya'ya teslim etmelerini bir zafer olarak sundukları o meşhur sessizliklerini hatırlattı. 1938 Batı İttifakı'nın, Fransa ve İngiltere'nin, Almanya'nın küstah yayılmacı politikası karşısında, “Aman bunun sırtını okşayalım, bize dokunmasın” tavrını hatırlattı. Biraz evvel dünya düzeninin kalmadığını söyledin ki bu çok doğru. İlk başta Avrupa Birliği’nin Uluslararası Temsilcisi çok ılımlı bir açıklama yaptı. İngiltere Başbakanı, “Uluslararası hukuk çiğneniyor” dedi, ama kimin çiğnediğini bile söylemedi. Fransa Cumhurbaşkanı, her şeyden önce, Maduro'nun gayrimeşru olduğunu belirtti. Fakat ne zamandan itibaren daha farklı eleştirel sesler gelmeye başladı Avrupa'dan? Ne zaman? Hatırlarsan, Trump ikinci konuşmasında Grönland'ı aynı şekilde tehdit eden bir konuşma yaptı. Yirmi gün sonra Trump, “Grönland'ı da alabiliriz” dedi. Ve onu dedikten sonra da, Avrupa'dan telaşla eleştiri sesleri gelmeye başladı. Ama, Grönland tehdit edildiği için eleştiri sesleri gelmeye başladı. Buna karşılık, Venezuela’da yapılanları eleştirmekten imtina ettiler.
Bu da gösteriyor ki, artık uluslararası düzen diye bir şey kalmadı. Bunu kabul edelim, yok öyle bir şey. Uluslararası düzenin kilit kurumu hangisidir? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin veto hakkı sahibi iki üyesinden birisi Rusya. Rusya, Ukrayna'yı işgal etme teşebbüsünde; 3 yıldır savaş devam ediyor. Diğer tarafta, Amerika Birleşik Devletleri, Ordusu’nu yollayıp, meşru ya da gayrimeşru hiç önemli değil, bir başka ülkenin devlet başkanını apar topar alıp kendi ülkesinde yargılamak üzere getiriyor. Uluslararası hukukta devlet başkanlarının dokunulmazlıkları vardır. O dokunulmazlığı ancak, o ülkenin kendi meclisi, yargısı kaldırabilir. Dolayısıyla, uluslararası kurumlar çökmüş durumda. Yani bu çatışmaları düzenleyebilecek, arada arabuluculuk yapılacak kurumlar tamamen çökmüş durumda ve elbette bu, aynı zamanda bütün ülkeleri de ‘Ayıyla dalaşmak yerine, çalıyı dolaşmak’ gibi bir tavır altına alıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin ve Trump'ın ne yapacağı konusunda bir şey bilemedikleri için de herkes endişe içinde. Maduro'nun düşmüş olmasına sevinenler çoktur. Büyük ihtimalle Venezuela'da da çoktur. Sabah okuduğum verilere göre, Maduro’nun devrilmiş olmasından Venezuela halkı memnun. Fakat Amerika'nın bunu yapmış olmasından ve bu tavırdan dolayı da son derece kararlı bir şekilde karşı çıkıyorlar.

Ruşen Çakır: Burada birtakım sorular geliyor akla. Mesela Batı’nın, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali meselesindeki bütün argümanları, bu olayla beraber çökmüş durumda. Birincisi bu.
İnsel: Öyle oldu, evet.

Ruşen Çakır: İkincisi, Çin'in öteden beri Tayvan'a yönelik bir müdahale hazırlığı içinde olduğu söyleniliyor. Çin orada hak iddia ediyor. Çin benzer bir şeyi Tayvan'a yaparsa ne olacak?
İnsel: Aradaki fark şu: Çin Tayvan'a benzer bir şey yaptığında, oradaki Amerikan üslerinin müdahale etmemesi lazım. Çünkü Tayvan'da Amerikan üssü var. Venezuela'da Rusya üssü yoktu, Çin üssü yoktu. Tayvan'da Amerikan üssü var. Ve Japonya, Tayvan'a müdahale edilirse, kendisinin de Çin'i düşman ülke olarak belirleyeceğini ifade etti. Venezuela'nın bu anlamda çok fazla dostu yok aslında. ABD’nin Venezuela’ya yönelik bu müdahalesine, İran, Kuzey Kore ve Rusya, açık biçimde karşı çıktılar. Çin ılımlı biçimde karşı çıktı. Maduro'nun çok yakın dostu Tayyip Erdoğan hiç sesini soluğunu çıkarmadı gördüğümüz gibi. Dolayısıyla, Venezuela biraz yalnız bir ülkeydi. Maduro'nun politikaları nedeniyle de yalnızdı. Bu açıdan biraz kolay bir lokmaydı Venezuela. Küba da aynı şekilde böyle bir kolay lokma olabilir. Ama dediğin gibi, Çin'in, uygun bir zamanda Tayvan'a böyle bir müdahalesi karşısında Amerika'nın diyecek bir şeyi kalmaz. Sadece, “Biz Venezuela'yı işgal etmedik ki. Biz bir suçluyu alıp getirdik. Venezuela'nın içişlerine karışmıyoruz” diyeceklerdir. Trump konuşmasında “Şimdi Venezuela'yı biz yöneteceğiz” demişti. Ama her şeyi bilir bilmez konuştuğu için, o konuşmasının hemen arkasından Dışişleri Bakanı bunu düzeltti. “Bizim Venezuela'yı yönetmek diye bir derdimiz yok. Oranın hükümetinin bizimle uyumlu çalışması bizim için önemlidir. O yüzden Venezuela’ya bir ambargo uygulamaya devam edeceğiz” dedi ve bu yüzden bütün askerlerini geri çektiler. Burada artık, herkesin tutturabildiği ve yapabildiği, güçlünün, karşısındaki ne kadar güçsüzse, o kadar rahat hareket ettiği bir ortama girdik. Çin Tayvan konusunda bunu yapmayabilir, ama Çin'in, Filipinler’le, Endonezya'yla, Japonya'yla, Vietnam'la sorunlu olduğu bir yığın küçük adacık var Güney Çin Denizi'nde. Çin onları resmen işgal edip, ilhak etmeye kalkıştığında ne olacak? Herhâlde hiçbir şey olmayacak.

Ruşen Çakır: Burada akla bir başka soru geliyor. İran. Daha önce de gündeme gelmişti İran. Trump İran'ı Maduro'dan önce tehdit etti. Geçen yaz, İsrail İran'ı bombalamış, saldırılar yapmıştı. Şimdi İran'da rejim değişikliği meselesi tekrar gündeme getiriliyor ve Şah’ın adı geçiyor. Şah da Amerika’da.
İnsel: Muhalif hareketlerin bir kısmı, evet.

Ruşen Çakır: Bu biraz fazla mı kaçar?
İnsel: İran konusunda ne kadar müdahale eder bilemiyorum. Çünkü İran'da çok açık biçimde bir iç muhalefet hareketi de var. Venezuela’da seçimler dışında o muhalefet hareketini çok göremiyorduk. Ama İran'da giderek artan ve anladığım kadarıyla Tahran'da, özellikle Tahran çarşısının o orta sınıf tüccarlarından kaynaklanan bir huzursuzluk var, ki onlar 200 yıldan beri İran'daki ayaklanmaların en taşıyıcı güçleri olmuşlardır. Amerika, o huzursuzluğu kullanarak, kendi müdahalesiyle değil, oradaki iç güçleri destekleyerek bir darbe ve değişim yapmaya çalışıyor olabilir. Ama dediğin gibi, Trump'ın dilinin kemiği yok. “Eğer oradaki muhalifleri, oradaki göstericileri öldürmeye devam ederse, gider İran'ı da bombalarız” dedi.  İran'daki gösterilerde, daha iki, üç gün önce 12 kişi öldü. Böyle bir şeye gidebilir.
Ama şu anda bence en yakın tehdit olarak görebileceğimiz alan Grönland. Çünkü orada zaten Amerikan üssü var, NATO üssü var. Amerikan askerleri var Grönland'da. Trump'ın Oraya dışarıdan müdahale etmesi de gerekmiyor. Bir şekilde satın alma projesi adı altında, orayı bir tür işgale ve arkasından da satın alma projesine gidebilir. Danimarka hükümeti şu anda alarm vermiş durumda. Grönland, İran'dan daha yakın tehdit. Trump 20 günlük bir süre verdi biliyorsun, bu, olacak şey değil. Biz tarih kitaplarımızda, Kanuni Sultan Süleyman'la Avusturya İmparatoru arasında savaş öncesi mektuplarda veyahut Hitler döneminde, Mussolini döneminde görürdük bu kadar açık tehditleri.

Ruşen Çakır: Gazze'de yaşananlara karşı dünyada, genellikle solun başını çektiği çok ciddi protestolar oldu ve bu protestolar hâlâ sürüyor. Venezuela olayı ile beraber de birtakım protestolara tanık oluyoruz. Ama bende, bu protestoların çok güçlü olacağına dair bir intiba yok.
İnsel: Ben de aynı kanaatteyim. Olmayacak.

Ruşen Çakır: Sosyalist Enternasyonal’in açıklamasını görmüşsündür.
İnsel: Gördüm.

Ruşen Çakır: Tam sade suya tirit. Emperyalizm lafı yok.
İnsel: Evet, öyle. Ama unutma, Sosyalist Enternasyonal’in ağırlıklı güçlerinin bir kısmı zaten iktidarda. İngiltere Başbakanı’nın konuşmasını gördün. Diğer tarafta, Almanya'da zaten koalisyon hükümetinin içindeler. Dolayısıyla, Sosyalist Enternasyonal’in ağırlıklı partileri olan İngiliz İşçi Partisi, Alman Sosyal Demokrat Partisi, Danimarka, İskandinavya partileri zaten bu konuda artık iyice tescilli olmuş durumdalar. O çevreler Gazze konusunda da çok fazla bir şey söylemiyorlardı. Sosyalist Enternasyonal’in sicili sadece Venezuela konusunda değil, Gazze konusunda da parlak değildir. Ama Venezuela konusunda şöyle bir sorun var: Güney Amerika'da nasıl bir tepki olacak, onu görmemiz lazım. Venezuela konusu gerçek anlamda Güney Amerika konusu. Amerika Birleşik Devletleri'nde Demokrat Partili milletvekillerinin bazıları dünden beri “Buraya gelen şapkalı, erkek egemen, kasıntı ve her şeye hâkim olduğunu iddia eden Amerikalı ‘’Gringo’’ imajından bir yüzyılda ancak zar zor kurtulmaya başlamışken, o imaj bütünüyle geri geldi ve şimdi Amerikalı olmak, Güney Amerika'da çok ciddi bir sorun olacak” demeye başladılar. Güney Amerika'ya bakmamız lazım.
Güney Amerika'da Venezuela konusunda şöyle bir sorun var: Chavez'den başlayan ama Maduro'nun yönetiminden beri 7 milyon Venezuelalı ülkeyi terk etmiş durumda. 30 milyonluk nüfusta 7 milyon kişi ülkeyi terk etmiş. Şili'de, Brezilya'da, Kolombiya'da, bütün civarda, bu yönetimden iktisadi nedenlerle kaçmak zorunda kalan bir Venezuelalı kesim var. Dolayısıyla onların orada olması, insanların gözünde Venezuela hükümetinin meşruiyetini son derece yıpratmış gözüküyor. Bu da tabii ki sol hareketlerin harekete geçmesinde bir engel. Kolombiya'daki gerilla teşkilatı FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri), açıkça ‘’Amerika'ya karşı savaşacaklarını söyledi.  Venezuela'da halk dün sokaklardaydı. Chavez'in kızı herkesi bu değişime karşı direnmeye çağırdı. Ve şunu da unutmayalım ki Venezuela’da hükümet de değişmedi. Maduro'nun en yakın çalışma arkadaşı Delcy Rodriguez, Cumhurbaşkanı oldu. Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Maduro'nun adamları. Bunlar seçime gidecekler. Amerika'nın ustalığı şu oldu: Orayı işgal etmek yerine, Maduro'yu alıp hemen çıkarak, işin bir işgal olarak algılanmasını engelledi, bir tür ‘’haydutluk’’ yapmış oldu. Tabii bu da tepkileri sadece Maduro üzerinde sınırlıyor ve Maduro çok prestijli, insanları harekete geçirecek, imajı güçlü, olumlu bir lider değil maalesef.

Ruşen Çakır: O zaman ‘’sıra Grönland'da mı, İran'da mı?’’ diye gideceğiz.
İnsel: Evet.

Ruşen Çakır: Tabii bu arada dünyanın her bir tarafında, kendisini güçlü hisseden, zayıf gördüklerine karşı her türlü tacizi, saldırıyı yapabilecek.
İnsel: İmam-cemaat ilişkisi gibi düşün. İmam ne yaparsa, cemaat onu yapar derler ya, o minval. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı böyle bir şey yaptığı zaman, ondan örnek alan başka küçük diktatörler, başka otokratlar da benzer şeyleri yapabilirler. Zaten uluslararası hukuk ve uluslararası hukuku uygulayacak merci kalmadı. Dolayısıyla, güçlünün gücünü kullanabildiği kadar kullanacağı bir döneme girmiş oluyoruz. Az önce “1938 gözümün önüne geldi” dedim ya, biraz bunu da kastediyorum. Üçüncü Dünya Savaşı çıkacak diye ortaya kalkmak… Aynı şeyler olmayacak, ama her yerde güçlünün güçsüze karşı, yaptırım imkânı olan bir tehdit oluşturduğu bir döneme giriyoruz.
Grönland konusu şu bakımdan önemli. Amerika Birleşik Devletleri açısından Grönland’a yapılacak olan müdahale, bir ulusal güvenlik sorunu olmasının yanında… Grönland’ın neden bir ulusal güvenlik sorunu olarak algılandığını biliyor musun? Kuzey Buz Denizi, iklim değişikliği nedeniyle giderek daha az buz tutan bir deniz ve Çin, deniz ihracatının büyük bölümünü Kuzey Buz Denizi üzerinden yapmaya başladı; Kuzey Buz Denizi üzerinden Atlantik'e ve Pasifik'e indiği için de bu, Grönland'ı stratejik hâle getiriyor. Ama Avrupa Birliği, Grönland'ın Amerika tarafından işgal edilmesi karşısında hiçbir şey yapamazsa, bu, Avrupa Birliği'nin çökmesi demektir. Avrupa Birliği'nin çökmesi, Donald Trump'ın da Putin'in de arzuladığı bir şey. Dolayısıyla, burada bir menfaatler ortaklığı da var. Tabii bu Avrupa Birliği'nin sorunu. Avrupa Birliği bunun karşısında o çaresiz hâlleriyle neredeyse buna müstahak bir hâle gelmiş durumda.

Ruşen Çakır: Ahmet İnsel çok teşekkürler. Kasvetli başladık. Allah sonumuzu hayır etsin diyelim.
İnsel: Şöyle bir sorun var Ruşen. Bu, aynı zamanda küçük, büyük herkesin silahlanması anlamına geliyor ve biliyorsun filmlerde olduğu gibi, silah gözüktüğü zaman, muhakkak bir gün bir yerde patlar.

Ruşen Çakır: Çehov'un sözüydü o, değil mi? “Duvarda asılı tüfek varsa patlar.”
İnsel: Muhakkak patlar.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler, Ahmet İnsel. Prof. Ahmet İnsel'le, Amerika Birleşik Devletleri'nin Venezuela'da yaptığı operasyonu, Maduro'nun yargılanmak için ABD'ye zorla götürülmesini ve bunun nelere yol açabileceğini konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
10.01.2026 Suriye’de kim terörist, kim değil?
09.01.2026 Halep’teki çatışmalar Türkiye’yi neden çok yakından ilgilendiriyor?
08.01.2026 Muhalif bir milletvekili niçin AKP’ye transfer olur?
07.01.2026 “İç cepheyi tahkim” edelim de kiminle, nasıl yapacağız?
06.01.2026 Maduro’ya üzülmeli miyiz?
05.01.2026 Venezuela'dan sonra sıra nerede? | Ahmet İnsel değerlendiriyor
05.01.2026 Boğaziçi direnmeye devam ediyor hâlâ!
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
04.01.2026 Erdoğan’ın uçağına hangi gazeteciler binebilir?
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı